logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo logo
star Bookmark: Tag Tag Tag Tag Tag
Turkey

"Fetullah Gülen bir an önce evlenmeli"

FETÖ ve PKK özellikle genç yaştaki insanları hedef seçerek kendilerine bağlı birer piyon haline getiriyor. Çocuk sahibi olmayan Fetullah Gülen ve Abdullah Öcalan’ın yönettiği bu terör örgütleri gençleri gözünü kırpmadan kolayca gözde çıkarıp feda edebiliyor.

Gençler ve çocuklar FETÖ ve PKK kıskacında!

 yeniakit.com.tr 

Tek bir karanlık el tarafından yönlendirilen FETÖ ve PKK gibi Türkiye’nin başına bela olmuş terör örgütlerinin ‘çocukları ve gençleri kullanmak’ en büyük ortak noktası.

Genç yaştaki insanların beyinlerini sapkın fikir ve ideolojileriyle yıkayan bu terör örgütleri kendilerine bağlı birer 'mankurt' haline dönüştürüyor.

"Fethullah Gülen bir an önce evlenmeli"

‘Ahmet’ müstear ismiyle 'munferit.net' adlı internet sitesinde "Fetullah Gülen bir an önce evlenmeli" başlığıyla yayınlanan yazıda da terör örgütlerinin bu kirli yüzüne değinildi.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ve PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’ın çocuklarının olmadığına dikkat çekilen yazıda bu sayede gençleri kullanıp kolayca gözden çıkarabildikleri belirtildi.

Yazıda şöyle denildi;

“Gülen’in de, Öcalan’ın da çocuğu yok; yaptıklarıyla ve fikirleriyle eleştirince her zaman bir cevap veren, karşı savunmaya giren çıkıyor. Kendi akademisyenleri bile var, Prof. unvanlı insanlar bir anda karşınıza dikiliyor. ‘Akademik olarak çürüttük bunları’ diyorlar. Ama işte bu iki kişi kendi örgütünü umursamayan, başkalarının çocukları üzerinden satranç oynar gibi karar veren kişiler. Bu evrensel bir ahlaksızlık, bunu diyebilmek için hiçbir bilgiye, ilme sahip olmak gerekmiyor. Sadece şartlanmadan bakabilen bir beyin ya da vicdan gerekiyor.”

İşte o yazıdan satırbaşları;

“Anne baba hakkını çok gözeten onların sözünü dinleyen biri değilim. Benim ailem de bana hep cemaatten uzak durmamı söylemişti, dinlemedim. Niye? Siyer kitaplarında zaten baba ve oğlun Bedir Savaşı’nda savaştığı belirtilir. Mekke döneminde babalarıyla kavga eden birçok oğul vardır bu konuda. Anne ve baba zaten dini konularda dinlenmez diye oradan kıyas ederler. Çünkü “Allah bizi yaratırken onlara sormadı, biz de Allah yolunda giderken onlara soracak değiliz.”

Tamam oğul ebeveynlerini dinlemiyor ama oğlanın bu durumunu gören lider nasıl oluyor da bu durumu garipsemiyor? Bugün bir peygamber yok, herkes eşit seviyede insan. Uzlaştırmak mı iyi, yoksa sert çizgiler ile Allah bizi yaratırken onlara sormadı demek mi? Mesela:

Mehmet Kanter, Enes Kanter’in babası Türkiye’de yargılanıyor.  Mahkemede “Yurt dışı yasağımın kalkmasını talep ediyorum. Eğer yasağım kalkarsa her ne kadar reddetsem de gider oğlum Enes ile görüşür, onu bu bataklıktan çıkartırım. FETÖ mensupları yanına gitmiş. Hastanede çorba vermiş ve ilgilenmişler. Sonra demişler ki, ‘senin burada kimsen yok, biz sana sahip çıkarız’.” Diyor.

Mehmet Kanter, oğlunu reddediyor, bunun üzerine Enes Kanter soy ismini Gülen olarak değiştirerek. “Hizmet için bir Enes değil bin Enes feda olsun, Hocaefendi yolunda anam, babam, kardeşlerim, tüm sülalem feda olsun” diyor.

Mehmet Kanter bu durumdan aşırı şikayetçi, mahkemede oğlunun kurtarmak istediğini söylüyor. Hatta bir detay da veriyor, oğlunun zor anında yanına gittikleri için onu öyle oltaya getirdiklerini belirtiyor. Yalan söylüyor diyebilirsiniz. Ama ya doğru diyorsa? Bu durumda Gülen nasıl oluyor da canlı yayında bir babanın bu ifadelerine rağmen çayını içip, kalan çayı ve kuruyemişlerini Enes Kanter’e verebiliyor? Ben Mehmet Kanter olsam bu görüntüye çıldırırdım. Diğer yandan kendisi hapiste de olabilirdi ve bu görüntüleri hapiste de izliyor olabilirdi. İnsan öyle eli kolu bağlı bir durumda kafasını duvarlara çarpardı herhalde; şu an hiç değilse telefon imkânı var, her ne kadar telefonlarımızı açmıyor Enes deseler de.

Bu sadece tek bir örnek, böyle binlerce aile var. Hatta binlerce ailede babalar oğullarını ihbar etti (Adem Korkut’un hikayesi gibi. Trajedi, çok yazık, tasvip etmiyorum). Kimin yüzünden?.. Siz 3. bir kişi olarak oğlanın özgür iradesi diyebilirsiniz, peki Gülen bu durumda 3. bir kişi gibi özgür iradesi diyebilir mi? Ben de Hz. Muhammed gibiyim diyebilir mi? Sen din misin, senin yolun dışında dine hizmet etme yolu mu yok diye sormazlar mı?  Diğer yandan bu derece şiddetli aile içi kavgalar olurken, babalar çileden çıkarken ve siz hiçbir şey yokmuş gibi o gençlerden birine artık çayınızı veriyorsunuz. Mehmet Kanter mahkemede yalan bile söylüyor olsa bile (Daily Sabah’a röportajı da var, hiç sanmıyorum) herhalde kimse kendi oğlunun başka birinin artık çayını almasına gönlü razı olmaz. Benim çocuğum yok, kardeşim üzerinden empati yapabiliyorum sadece, delirirdim. Gülen’i sevdiğim zamanlarda bile delirirdim.

(...)

14 yaşındaki bir Kürt çocuğu düşünelim, haberlerde bu şekilde geçmez. PKK'lı bir genç infaz edildi denir, deşerseniz 14 yaşında olduğu çıkar. Sonra PKK'ya yakın haber organları, gencecik çocukları öldürüyorsunuz diye yayın yapar. Devlet tarafının bu konuya nasıl yaklaştığına girmeyeceğim. Ama diğer tarafta bir Allah'ın kulu “14 yaşındaki çocuğa silah vererek onun ölümüne biz sebep olmadık mı?” diye düşünmez. Ya da ona nefret ve ideoloji aşılayarak buna sebep olan biz değil miyiz demez. Annesi ve babasının haberi var mıdır bu durumdan? 14 yaşındaki biri kendi kararını kendi verebilir mi? En basitinden evlenemez bile o yaşta, ama bir ideolojinin yıkılmaz savunucusu olabilir. Matematikte iki işlem yapamaz ama Marksist doktrinleri bildiğini sanır. İnsan hakları, Özerklik, Öz savunma, Kendi devletini kurma hakkı, Direniş, Ezilen kardeşliği bu tip kavramları bir profesör gibi bildiğini sanır.

Bugün Fetö diye bir terör örgütü, devletin tüm birimleri tarafından kabul edilmiş ve aynı PKK gibi muamele görüyorken, hala daha Türkiye'deki insanları yalan bir rüyaya inandırmak, hala daha Türkiye'de yapılanmaya çalışmak, yapılanamasa bile uzaktan sakın onların attığı iftiralara inanmayın bakın biz çok iyiyiz, bitmedik, hocamızı dinlemeye devam edin demek ile PKK'nın 14 yaşındaki bir gence silah vermesi arasındaki fark nedir? Gerçekten o insanları mı önceliyorsunuz, yoksa kendinizi mi?

Filmlerde çok sevdiğim bir sahne vardır, genelde de çoğu filmde olur; erkek sevdiği kızı terk eder, çünkü kız başkasını seviyordur, onu kazanmaya çalışmaz, o kimle daha mutluysa onla olsun yeter ki mutlu olsun diye bırakır. Çünkü erkeğe kızın mutlu olması yeter, sevgisi bencillik doğurmaz.

Bizim olayımızda zaten sevgi yok, hatta tanıma bile yok "binde biri bile" tanınmıyor, ama hala daha o insanların farklı düşünmesi istenmiyor, hala daha aman kopup gitmesinler diye bakılıyor. Bu uğurda yalan da söylüyorlar, her türlü propaganda da yapılıyor. Bizi çok seviyorsanız şu Adil Öksüz ya da Bylock mevzularını açıklasanız ya deseniz SUSARLAR, ya zor durumdayız Türkçe Olimpiyatları yapmasanız da bize yardım etseniz deseniz SUSARLAR, hala niye bir organizasyon yok Yunanistan'da deseniz SUSARLAR. Ama diğer yandan yok hocaefendi şöyle iyi, şöyle rüya görüldü, Türkiye'de bittik ama Hizmetler dünyada 10 kat arttı, bu AKP şöyle kötü, şöyle gidecek, her dedikleri iftira, itirafçı olmayın ahiretinizi tehlikeye atmayın, hocamızın sohbetlerini dergi yazılarını okuyalım, soru sorma değil içe yönelme devri, kendinden kerametli twitter trolleri 15 Temmuz'u çözmüş, onların floodlarını okuyalım...

14 yaşındaki o çocuğa silah verirken o çocuğun öleceği %90’dır. Ama bu düşünülmez. Aynı şekilde cemaat hiyerarşisi hala her şeye iftira deyip, sorulardan kaçıp, algı yaparken, ya her şeyin iftira olduğuna inanan, 15 Temmuz’a tamamen tiyatro diyen tabanımızdaki bir kişinin Türkiye’de başına ne gelir diye düşünmez. Her olaya cemaatin hiyerarşisi ile aynı perspektiften bakan, uzaktan bakınca robotlaşmış izlenimi veren, 250 kişi ölmemiş bile olabilir diyen bir kişiye Türkiye’deki insanların neler yapacağını düşünmez. Yeter ki o kişi, onların bile inanmadığı uydurduğu yalanlara inansın.

Darbe öncesi 2015 yılı. Yer Güneydoğu.

Çözüm sürecinin bitmesinden sonra Güneydoğu’da olanları biliyorsunuz. Bir üst düzey PKK’lı şehre iniyor, oradaki gençleri eğitip, silahlandırıyor. Onlara da YDG-H deniyor. Bunlar 14-20 yaşlarında o ilçede yaşayan kişilerin çocukları. Bunlar hendek kazıyor, barikat kuruyor, o ilçelerde öz yönetim ilan ediyorlar, kimlik kontrol ediyorlar. Daha sonra operasyon yapılacağı açıklanıyor ve şehrin etrafına asker konuşlanıyor. Şehirdeki siviller tahliye ediliyor. Sonra çatışmalar başlıyor. Tabi bunların hepsi bir anda olmadı, hendeklerin ve barikatların kaldırılması için araya birçok insan girdi. Sonuç olarak herkes ne olacağını biliyordu hiç savaşmadan anlamayan bir kişi bile, oradaki tüm YDG-H’lıların öleceğini bilebilir. Ama ikna edilemediler, sonuç olarak hiçbir eğitim almamış, genç yaşta kafası bazı şeyler ile doldurulmuş, sorgulama yapamayacak birini ikna etmek imkansızdır. Onların sözünü dinleyeceği tek bir kişi vardı, o da Abdullah Öcalan. Lider olarak onu görüyor ve ona saygı duyuyorlardı. Ya da PKK en tepeden emir verecekti. PKK’ya da öyle bir emri verdirecek kişilerden bir tanesi gene Abdullah Öcalan’dır. Peki o ne yaptı? Teslim olun, çok yanlış konumlanmışsınız böyle bir savaşı kazanmazsınız mı dedi? Güya bir şeyler dedi, güya herkes bir şey dedi zaten. Olaylar bitince işte biz demiştik zamanında diyen çok oldu. YDG-H’lıları ikna edebilecek kesinlikle bazı isimler vardı, en başta da Öcalan, ama kılını bile kıpırdatmadı.

(...)  Öcalan’ın her dediğini yapmazlar, ne zaman ciddi ne zaman gayri ciddi olduğunu bilirler. Ama asla Öcalan’a rağmen büyük bir adım atamazlar. Yani Öcalan’ın %100 karşı çıktığı bir şeyi PKK’nın yapmasına imkân yoktur.

Tüm bu olaylara rağmen Öcalan’ı kimse sorgulamadı. Tamam Öcalan’ı lider ve kahraman görebilirsiniz, onun fikirlerini benimseyebilirsiniz, bu konuda yanlışsınız denilince kabul etmeyebilirsiniz. Ama kendi örgütüne ihanet eden, onları piyon gören biri her zaman ciğeri beş para etmezdir. Cizre’de kendi çocuğu olsa aynı emri verir miydi? Ya da Akıncıdan çıkan sivillerin aileleri Türkiye’de olsa acaba Akıncıdan çıkar mıydı o kişiler?

Gülen’in de, Öcalan’ın da çocuğu yok; yaptıklarıyla ve fikirleriyle eleştirince her zaman bir cevap veren, karşı savunmaya giren çıkıyor. Kendi akademisyenleri bile var, Prof. unvanlı insanlar bir anda karşınıza dikiliyor. “Akademik olarak çürüttük bunları” diyorlar.

Ama işte bu iki kişi kendi örgütünü umursamayan, başkalarının çocukları üzerinden satranç oynar gibi karar veren kişiler. Bu evrensel bir ahlaksızlık, bunu diyebilmek için hiçbir bilgiye, ilme sahip olmak gerekmiyor. Sadece şartlanmadan bakabilen bir beyin ya da vicdan gerekiyor.

Akit Youtube Kanalına Abone Ol
www.yeniakit.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, röportaj, fotoğraf, resim, sesli veya görüntülü sair içeriklerle ilgili telif hakları Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Limited Şirketi’ne aittir. Bu içeriklerin iktibas hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin iktibas olunamaz; hiçbir surette kopyalanamaz, yeniden yayıma konulamaz.
All rights and copyright belongs to author:
Themes
ICO